KANLA KARIŞAN ORTADOĞU TARİHİ…

Evet, Suriye’de gerçeğin tek taraflı olmadığını görmemiz gerekiyor; ne Barzani ile, ne Iraklı Sünni Araplarla, ne yerlerinden göç ettirilmiş Kürt unsurlarla, ne Arap milliyetçileriyle hedeflerimizin aynı olmadığını bilmemiz gerekiyor. Zira gerek Suriye’de devam eden ve gerekse Irak’ta hızla ısınan ortamda bir mezhep boğazlaşması neticesinde yeniden yüz binlere varan bir göçmen hareketini kolay kaldırabilecek güçte değiliz. Yeni göç dalgalarının neticesinde PKK’nın orada bir kanton kurma planları, nüfus yapısının değişmesi ve İran’ın nüfuzunun artması da başka sıkıntılar yaratacaktır.

Şii Başbakan İbadi’nin Türkiye’yi “işgal gücü” olarak nitelendirmesi, ABD Dış işleri Sözcüsü Kirby’nin “Musul operasyonuna kimin katılacağına Irak’ın karar vereceğini” söylemesi ve İbadi’ye destek vereceğini ifade etmesi, Suudi etkisindeki Arap Birliğinin, değil koalisyona katılmamızı, Başika’daki eğitim birliğinin varlığına bile karşı olması aşılması kolay olmayan sorunlar olarak önümüzde duruyor.

Egemenlik haklarımız meşrudur ve bu meşruiyet içerisinde koalisyon güçleri arasında yer almamız gerekir. Çünkü Irak’ta olabilecek en kötü senaryo, Musul operasyonunun kanlı bir mezhep çatışmasına neden olma ihtimalidir. Türkiye, Suriye konusunda hem askeri hem de diplomatik alanda mesafeler alırken Musul konusunun zora girdiğini göz ardı etmemek gerekir. 90 yıldır Irak toprağı olan Musul, emperyalist dış güçlerin nüfuz kavgalarının odağında yer aldığı için bizim için de son derecede önemli bir konudur.

Unutmamak gerekir ki bölgeyi karıştıran, Batının ihtiraslarıdır ve Türkiye bu ihtiraslara karşı çıkarken haklıdır!.. Türk dış politikasının ihtiraslarından önce ilkeleri vardır; Türkiye, Irak’ın işgalinde de haklıydı, ABD’nin Libya operasyonuna karşı çıkarken de haklıydı. Bu nedenle Suriye konusunda kendi kurallar kitabımızı bir kenara bırakmadan, hukukumuzu, güvenliğimizi koruyacak, asla “işgalci” duruma düşmeyecek, dostlarımızı artıracak politikalara, becerikli diplomatlara ve sağlam stratejilere ihtiyacımız var. Şunu kabul ediyoruz; mesele, uluslar arası toplumla uyumlu hareket etmektir, ama mülteciler konusunda, Kürt meselesinde Batı’nın ne kadar kaypak ve güvenilmez olduğunu gördük.

Böyle sıkıntılı politik ve askeri sıkıntılar karşısında bile endişeye kapılmamamız gerektiğine dair Sayın Cumhurbaşkanımızın şu sözleri düşmanlar için caydırıcı, dostlar için güven verici bir beyandır:

“Koalisyon güçleri Türkiye’yi istemiyorsa B Planımız, o da olmuyorsa C planımız devreye girer!..”

İsrail ve Rusya ilişkilerindeki sıkıntıları ve düşmanlarımızı sevindiren krizlerin nasıl çözüldüğünü gördük. “İsrail ile yapılan anlaşmayı diplomatlar kotardı, avantajlarından iş adamları ve ekonomi yararlanacak. Rusya ile ilişkilerin toparlanmasını da iş adamları kotardı, şimdi avantajlarından diplomasi yararlanacak” diyen Profesör Kemal Krişçi haksız mı?..

Allah’ın izniyle Ortadoğu’da da gücümüz, siyasetimiz ve ağırlığımız, kısa vadede olmasa da uzun vadede mutlaka kendisini gösterecektir.

Sağlıkla kalınız.

Alper TUNA